4 Temmuz 2022

DW İfade Özgürlüğü Ödülü Meksikalı gazeteciye | DÜNYA | DW

5 min read


Saat 9.00’da randevulaştığımız yerde buluşuyoruz. Bir zamanlar şehrin gururu olan haşmetli binanın kapısından içeri giriyoruz. Geniş avluda beş kişi bakım işleriyle uğraşıyor gibi yapıyor. Ama aslında bizi gözetliyorlar. Yanımıza yaklaşan adamın kulağının arkasındaki şeffaf kablo gözümüze çarpıyor. Öteki görevlilerin kablo döşeli olduklarını görünce doğru yerde olduğumuzu anlıyoruz. Güvenlik görevlileri fazla konuşmuyor ve bize burada beklememizi ve resim çekmememizi tembih ediyorlar.

35 dakika sonra avludan sokağa açılan çelik kapı aralanıyor. Beyaz bir araba içeri girip stop ediyor. Şapkasının siperliğini kaşlarına kadar indirmiş güneş gözlüklü şoför bize yaklaşıyor. “Meksika’nın 10 bin 500 kilometre uzağındaki bir Avrupa şehrinde uyuşturucu mafyasından kaçanların dünyası demek buymuş” diye düşünüyorum.

“Kaçmaya zorlanabilirim ama susturulmam”

Anabel Hernandez bizleri selamlayıp sitedeki bir apartman dairesine davet ediyor. Daire seçkin sanat eserleriyle dolu. Geniş pencereden karşıdaki dağlar görünüyor. Çiçek açmış portakal ağaçları ilkbaharın yaklaştığını müjdeliyor. Kartonpiyerden yapılmış geleneksel Meksika figürleri ile modern tablolar gözümüzü kamaştırıyor. Sürgündeki altın kafeste konuk ediliyoruz.

Hernandez’in katı ama yumuşak bakışları güven ve huzur veriyor. Belirgin ve titiz analizlerini sıralarken sesinden öfkeli olduğu ve yakındığı anlaşılıyor. Sesi kulağımıza dinmeyen bir acının ifadesi gibi çalınıyor.

Mesleğe başladığı günden itibaren ‘rahatsız edici’ bir gazeteci olarak tanınıyor. 2010 yılında Meksika’nın uyuşturucu kartelleri ile politikacılar arasındaki ilişkileri anlattığı ilk kitabı yayınlandıktan sonra ‘yönetim içindeki ve dışındaki suç yapılanması açısından tehlikeli’ görüldüğünü anlatıyor. Kitabında Sinaloa karteliyle işbirliği yapan işadamları ve politikacıların adlarını açıklıyor. Annabel Hernandez’in cezasızlık ve yolsuzluğun hüküm sürdüğü Meksika’nın maskesini düşürdüğü kitabı medya keşmekeşi olarak adlandırdığı, uyuşturucu patronu Chapo Guzman’ın New York’taki davasından sekiz yıl önce yazılmış.

Kendisini korumayan bir sistem tarafından baskı altına alınan ve korkusundan işini yapamayan Hernandez ülkesini terk edip ABD’ye yerleşmeye karar vermiş.

Interview mit der Gewinnerin des DW Freedom of Speech Award 2019: Anabel Hernández (DW/V. Tellmann)

“Başkasının acısına aldırmazlık olmaz”

“2014 yılında Berkeley’de yaşarken 43 öğrencinin İguala’da kaybolduğu haberini almış. “Yakınlarının acısını çok iyi anlıyorum, çünkü o benim de acım” diyor. Anabel Hernandez itici gücünü babasının anısından alıyor. Babası 2000 yılında Meksiko’da kaçırılıp öldürülmüş. Cinayet aydınlatılamamış. Hernandez, “Babam hayatımdaki en önemli insandı. Prensip sahibi olmayı ondan öğrendim. Örneğin başkalarının acısı karşısında kayıtsız kalmamayı. Çalışmalarıma son veremem, çünkü gerçeği öğrenmek ve mağdurlara yardımcı olmak için yaptığım her araştırmalarla aynı zamanda babamın manevi vasiyetini de yerine getirmiş oluyorum” diyor.

Anabel Hernandez ikinci kitabını Berkeley’de yazıyor. Öğrencilerin saldırıya uğrayıp kaçırılmasına silahlı kuvvetler mensuplarıyla federal polisin de katıldığını mahkemeden aylar önce ortaya çıkarıyor. Araştırmacı gazeteciliğin yurt dışından ve muhabirlik anlayışıyla sürdürülebileceğini bu kitabı yazarken anladığını söylüyor.

Hernandez Meksika’da gerçek gazetecilik yapmanın mümkün olmamasına üç neden gösteriyor. Birincisi hükümetin gazetecilerin kaçırılıp öldürülmesini önlememesi. İkincisi, günlük sorunlarıyla uğraşmaktan duyguları körelmiş olan Meksika toplumu. “Meksikalılar fikir özgürlüğüne değil, hayatta kalmaya önem veriyorlar” diyor. Üçüncüsü ise en büyük sorumluluğu taşıdığını belirttiği medya. Medyanın yolsuzluğa battığını, sansür uyguladığını, karın tokluğuna insan çalıştırdığını ve muhabirlerin hayat sigortasıyla ilgilenmediğini anlatıyor.

Anabel Hernandez yıllardır Meksika halkına ihanet ettiğini söylediği medyanın gerçekleri örtbas ettiğini ve yolsuzluk yapan başkan, vali ve memurları kolladığını söylüyor. Gazetecilerin öldürülmesine toplumun kayıtsız kaldığını da sözlerine ekliyor.

Avrupa ve AB’nin kayıtsızlığı

Anabel Hernandez bizzat seçtiği Avrupa’daki sürgün hayatının kendini yalnız hissetmesine yol açtığını ve bir yıldır yaşadığı Avrupa’ya nefret ile sevgi karışımı hisler beslediğini anlatıyor. Uluslararası toplumun müdahalede bulunmasını talep ediyor. “Ancak bu sadece tehlikedeki gazetecileri Amerika ya da Avrupa’ya getirmekle olmaz. Aynı zamanda görevlerini sürdürebilmelerinin sağlanması da gerekir. Bunun aksi onları şu  veya bu şekilde öldürmektir” diyor.

Sadece tehdit altındaki gazetecilere yeterli destek verilmemesini değil, aynı zamanda tehlikeye düşmelerinin nedenlerini de eleştiriyor. “Avrupa’nın sorunu sinik davranmasıdır. Evet, Avrupa’da barış içinde güzel bir hayat sürdürmek mümkün. Avrupa Meksika’da öldürülenlerle ilgilenmiyor ama uyuşturucu kullanımı ve para aklama üzerinden Meksika’da olanlardan doğrudan sorumlu sayılır. Meksika’da olup bitenlerden uluslararası topluma da sorumluluk payı düşüyor” diyor.

Buchcover Anabel Hernandez, A Massacre in Mexico.

Hernandez’in kitabının İngilizce baskısının kapağı

Basit denklemler

Hernandez dünyanın en büyük kartellerinin en fazla uyuşturucu ticareti yapabildiği Meksika’nın neden ekonomik bakımdan gelişemediğini soruyor. Uyuşturucudan kazanılan parayla Meksika’da yatırım yapılıp istihdam yaratılmadığını, yurt dışına kaçırılan parayla başka ülkelerde iş alanları açılıp, refaha katkıda bulunulduğunu öne sürüyor.

Hernandez uyuşturucu mafyası ve yolsuzlukla nasıl mücadele edilebileceğine dair küresel bilinç geliştirilmesi gerektiğini ve sorunun Meksika’da çözümlenemeyeceğini söylüyor.

Yazmakta olduğu son kitabında Meksika’da olup bitenlerin uluslararası etkilerini araştırdığını anlatıyor.

2019 İfade Özgürlüğü (Freedom of Speech) ödülünü dayanışma sembolü olarak kabul ettiğini belirten Anabel Hernandez “Böylece uluslararası toplum Meksika’daki insani felaket karşısında kimsenin kayıtsız kalamayacağını anlamış oldu” diyor.,

17 Şubat’ta radyo sunucusu Reynaldo Lopez’in Sonora’da öldürülmesiyle 2000 yılından bu yana Meksika’da öldürülen gazetecilerin sayısı 144’e yükseldi. Bu yıl iki gazeteci daha öldürüldü. Manuel Lopez Obrador’un devlet başkanlığı görevine başlamasından bu yana dört gazeteci uğradığı saldırıda hayatını kaybetti. Gazeteciler için en tehlikeli Latin Amerika ülkesi olarak nitelendirilen Meksika dünya sıralamasında da Suriye’nin hemen arkasından geliyor.

Claudia Herrera

© Deutsche Welle Türkçe



Haber Kaynağı

Copyright 1CONN Creative © All rights reserved.
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com